İnci öğretmenim...

24.11.2016 11:29

Sizi kırdığım, üzdüğüm için özür dilerim öğretmenim. ‘Beni anlayacaksın’ demiştiniz ya, anladım öğretmenim.



Her öğretmen, öğrencilerinin yaşamında unutamayacağı bir anı, bir iz bırakır. Kimi anılar hatırlanmak istenmez, kimisi de insanın içinde bir mum gibi sürekli yanar. Yandıkça acıtır, yakar.. İnci öğretmenimin benim yaşantımda bıraktığı iz, ikincisi. Ne yazık ki, değerini çok sonra anladığım için, mumun alevi yüreğimi daha fazla yakıyor.

Van, İstasyon İlkokulu, yanlış hatırlamıyorsam 1972-73 öğretim yılında açıldı. İki Nisan İlkokulu, ikinci sınıfını bitirmiş olan ben, o yıl üçüncü sınıfa, evimizin yakınındaki yeni okulumda başladım. Öğretmenimiz İnci Kayaçelebi. Yeni mezun, genç bir öğretmen. Ben ise sınıfın en başarılı öğrencisi. Sınıfımızda bizlerden hayli büyük 16-17 yaşlarında bir ablamız var. Ürkek, utangaç, kendi halinde en arka sırada oturur. Hepimizi küçük kardeşleri gibi sever, kollardı. Bilgi ağırlıklı derslere katılır, resim, müzik, beden gibi beceri derslerinde ise bizden ayrı, sırasında el işi, etamin örerdi. Öğretmenimiz bize resim yapmayı, ona el becerilerini öğretirdi. İnci öğretmenim bir benim başarıma, birde o ablanın eğitimine özel önem verirdi.

Üçüncü sınıf, yarı yıl karnelerini heyecanla bekliyorduk. Ben kendimden,tüm derslerimin “Pekiyi” olduğundan emindim. İnci öğretmenim karnelerimizi dağıttığında, şimdi hangisi olduğunu hatırlamıyorum, ama bir dersimin “İyi” olduğunu, o ablanın karnesinin ise tümünün “Pekiyi” olduğu gördüm. Yersiz bir kıskançlık krizine girdim. Karnemi yırtıp sınıftan ağlayarak çıktım. Akşamüzeri İnci Öğretmenim evimize geldi. Çok üzüldüğünü, ikinci dönem bizim okula gelmeyeceğini söyledi. O ablaya  neden öyle davrandığını sorduğumda ise “Büyüyünce anlarsın” diye açıkladı. Ve, bir daha okulumuza gelmedi. Tabi, o genç kız da onunla birlikte gitmişti.

O yıllarda anlamadım. Büyüyüp, yaşadığım toplumda kız çocuklarına verilen değeri gördükçe, ya hiç okula gönderilmeyip, veya belli bir yaşa geldikten sonra okuldan alındıklarına şahit oldukça İnci öğretmenimi anlamaya başladım.

Nerden bilebilirdim ki, o kızın evlendirilmemesi için İnci öğretmenimin kanatlarının altına sığındığını. O kızın yaşamının kahrolası düzenin çarkları arasında ezilmemesi için İnci öğretmenimin ona sahip çıktığını. Bir yandan evlenmesini geciktirirken, diğer yandan eğitimine, el becerilerine katkı yapmaya çalıştığını… Bilemedim. Küçüktüm, anlayamadım. Anladığımda ise iş işten geçmişti.

Ortaokul sıralarında Van’dan ayrılmıştım. Bir daha İnci öğretmeni görmedim. Çok yıllar sonra öğretmenimi görmek, özür dilemek için birkaç defa Van’a gittim. Öğretmenime ulaşmaya çalıştım. Ne yazık ki, ulaşamadım. Aradan geçen 43 yıl boyunca, öğretmenler ile ilgili her özel gün ve etkinlikte, kız çocuklarının eğitimi ile ilgili konular geçtiğinde bu anımı hatırlarım. İçimdeki mum, yüreğimi daha fazla acıtır, yakar.

İnci Kayaçelebi öğretmenimin nerede olduğunu bilsem, gider bulur beni affetmesini isterdim. Ona ulaşsam; “Sizi kırdığım, üzdüğüm için özür dilerim öğretmenim. ‘Beni anlayacaksın’ demiştiniz ya, anladım öğretmenim. Bu gün yaşadıklarımıza, 43 yıl önce siz savaş açmışsınız ve ben bunu görememişim, affedin öğretmenim. Öğretmenler gününüz kutlu olsun, iyi ki sizin öğrenciniz olmuşum” derdim.

 

(Keşke bu yazımı okuyan birileri ona ulaşmamı sağlar. )